Dün gece Nazım Hikmet ile birlikteydik… Ruhu vücut bulmuş
bize seslendi. Zaman yoktu, anlar vardı. Öyle içten, öyle gerçekti ki içimizde
eser kalmadı örülmüş duvarlardan, tarumar etti sınırları. Önce hapishane
duvarlarından içeri baktık, sonundaysa ölümle yaşam arasındaki o buğulu perdeyi
yaktı kül etti. Nazım Hikmet, o tastamam cümleleriyle vura vura bağırdı yine
gerçekleri yüzümüze…
Anlardı yaşanan, zamanın ötesinde ve mimarı o anların, Genco
Erkal’dı.
Oldum olası sevmişimdir Eminönü’nü. Kargaşasını, camiilerini,
kuşlarını, derme çatmalığını, balık kokusunu, insan kokusunu, dağınık
düzenini... Eminönü’ne dair bol virgüllü cümleler vardır, ararsın noktasını
bulamazsın. Keşfedilmemiş bir yeri mutlaka vardır, dokunamadığın bir duvarı.
“Genco Erkal’ın yeni oyunu Eminönü’nde sahneleniyormuş”u duyunca sevindim.
Annem çok sever biliyor musun? Çocuk tiyatrolarından ilk terfimin hediyesidir
Genco Erkal. Şimdi hatırlamıyorum ilk hangi oyununu izledim.
Ali Paşa Hanı’nı aradık bulduk. Çok kolay, Karaköy’den
Eminönü’ne Galata Köprüsü’ne tutunarak geçersen, köprü bitminde sağa doğru
biraz devam etmen gerekiyor. O ne masal
bir yer! Anlatmak için uğraşırsın ve sonunda tam da anlatamaz, dilinin ucunda
sıfatlarınla kalakalırsın.
“Yaşamaya Dair - Bursa Cezaevi’nden Mektuplar” için
Eminönü’ndeki Ali Paşa Hanı Tiyatrosu’na vardık. Zaman yoktu, anlar vardı.
Mutluluk ve umut arkadaş olmuş bizi sevindirirken ani dağılmalarla çaresizlik
ve hüzne boğulduk. Katıldık! Hem coşkuyla hem cesaret hem de kızgınlıkla. Oyuna
eşlik eden canlı müzikle izlediğimiz hayata daldık, büyüleyici ışıkla masallara
inandık, Piraye Hanım’ın şarkılarıyla özledik Nazım Hikmet’i. Tülay Günal dün
Piraye Hanım’dı, Umudumuzdu, umudumuzdu Piraye Hanım umudumuzdu ve umduğumuzdu
da. Düşündük o zaman, o an, orda, o zaman, o an… o da düşünüyor muydu Nazım
Hikmet’i… Nazım Hikmet mektuplarında
yazdıklarını anlatsaydı eğer nasıl olurdu? sorusuna cevabı Genco Erkal verdi.
En çok ihtiyacımız olan günlerden bir gün Nazım Hikmet ile
birlikteydik.
Oyun bitti, bıraksalar saatlerce tek başıma
alkışlayabilirdim. Çıktık Ali Paşa Hanı’ndan. yürüdük Karaköy’e… Nazım
Hikmet’in özlemi damarlarımızda, İstanbul’u seyrettik yol boyu, acısından izler
vardı kalbimizde, İstanbul’da olmak hiç bu kadar merhem olmamıştı bize.
Nazım Hikmet, İstanbul’a hasret biz Nazım Hikmet’e hasret…
Hiç kavuşamayacağız. Biz İstanbul’da, Genco Erkal sahnede yaklaşacağız bazen
hasretlerimize. Zaman yok, anlar var, inadına yaşamak var…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder