Hayal kurmaya devam ediyorsan gün geçtikçe masalına
gidişlerin daha tutkulu harikalar diyarından dönüşlerin bir önceki dönüşünden
daha yüksekten yere çakılmak gibi oluyor…
Yine mi geldim diyorsun, ne güzel yukardan bakıyordum
dünyaya daha gerçekleştirilecek bir çok hikaye var diye bağırıyordum geri mi
geldim yine bu küvetten bozma sığ havuzda yüzmeye diyorsun…
Gri olsun büyük olsun benim olmasın kimsenin olmasın ama ben
olayım orda diyorsun… Kimse biliyor mu nereye bakarken beni buluyorum? Ben de
bilmesem, bilmesem nerede olmam gerektiğini o zaman belki olduğum yerin
yetinmeleriyle gülümseyebilirim. Ağaçlar vardı hepsi benim gibiydi, minik
lambalar vardı gözlerim yansımalarıyla dolu, insanlar vardı konuşuyorlardı,
koşuyordum ben sadece daha çok koşabilmek için, üşürken bile. Beni çocuk dolu
bir odaya koyun onlar beni görmesin seyretmek istiyorum masumiyeti,
kahkahalarla ağlayacağımı bilsem de terkedeceğim içimdeki ülkeyi o an ve
gökyüzünde yaşayacağım. Kızmaktan yoruldum, gönül gözüme görünenler kağıt
çiziği isyanlarında, meydan okumaktan yoruldum, evsiz gibiyim, duvar kenarında
çömelmiş son nefesimi en yüksek haykırmam için saklıyorum. Saklayabiliyor
muyum? Işıktan elmalar düşüyor kucağıma biriktiriyorum sonra fırlatıyorum
havaya şu anda olduğu gibi, aydınlatabiliyor muyum seni? Gözünü mü alıyor bu
güneş parçaları? Parçaları ve paramparçaları… Kara düşen ateşten çiçeklerin izi
var simsiyah, çiçek sandıklarından cıs sesleri karda bas üstüne koca bir siyah
delik, düş o siyah deliklere uyu biraz sonra başa dön rüyanda. Belki de gerçekte, bu kırmızı tuğla çatılı
çirkin evlerle hangi karaktere bürünebiliyorsan gizle delilerini içerde…