
'Amy gitmemişti, İstanbul'da onunla coşmak için bekliyorduk! Çok kısa bir zaman önceydi... Touch İstanbul için 'Amy Winehouse'u yazmıştım... Paylaşırsam hüznüm dağılır belki'
Cennet ve cehennem, melek ve şeytan gibi! Kötü kalpliye aşık olmak, doğruyu bilip yalana kanmak, bile bile rezil olmak, ağlarken kahkaha atmak, arsızlığı seksi bulmak gibi… İç gıcıklayan ve kimi zaman kötü söz söyleten bir hayranlık duyarım hayata ve kaosun mükemmel uyumunu yansıtan Amy Winehouse gibi canlılara…
Çok yakınımıza geliyor, yanı başımıza. Sırbistan’dan Yunanistan’a geçerken İstanbul’a uğramadan olmaz! diyen o koca kalabalığa katılmış olması ne de güzel bir yaz sürprizi oldu. Kulağımı tıkadığım yüzlerce sansasyonel “özel” hayat dedikodusundan sonra duyduğum en güzel Amy Winehouse haberi. Ben önceden hatırlatayım: kıpırdayacak yer kalmayana kadar dolacak olan bu konsere hepimiz Amy Winehouse dinlemeye ve şarkılarını söylemeye gideceğiz. En nihayetinde ana başlık “müzik” olacak.
1983 yılında tahminen her zamanki gibi yağmurlu bir Sonbahar günü dünyaya gelmiş olan Amy Jade Winehouse müzikle uzaktan yakından ilgisi olmayan ebeveynlerin(taksi şoförü baba ve eczacı anne) mahsülü gibi görünse de durum bildiğiniz gibi değil. Amy Winehouse’un dudaklarını mikrofona değdirdiği anda duyabileceğiniz müthiş doğaçlama yeteneğinin kaynağı uzak akrabalarındaki jazz aşkından kaynaklanıyor.
9 yaşından itibaren babasından boşanan annesi ve abisiyle birlikte geçirdiği çocukluk yıllarının devamında, dönemin R&B gruplarına yakınlık hissetmiş olsa da, Amy Winehouse’un yeteneğinin farkına varması çok uzun sürmedi. Çocukluktan ergenliğe geçiş döneminde eline aldığı abisine ait gitarla kendini ifade etmeye başlaması ilerki yıllarda gözler önüne sereceği özgünlüğü besledi. Anlayacağınız şu sıralar bateri dersleri alan Winehouse’un enstrüman çalma konusundaki inatçılığı eskilere dayanıyor.
Amy Winehouse henüz 19 yaşındayken Simon Fuller’ın şirketi tarafından keşfedildi. Pop Idol yarışmalarından hatırlayacağınız bronz, parlak ve zeki görünümlü Simon Fuller’in adının “yetenek avcısı” olarak anılmasının nedenini şanslı bir insan olmasına bağlıyorum. Müzik dünyasına adını fenomen olarak yazdırabilmiş bir yeteneğin keşfedilmesi zor olmasa gerek! Diğer yandan Fuller’in pazarlama zekasını da parlatmadan edemeyeceğim. (bknz. Spice Girls ve American Idol)
Diğer yandan elindeki Winehouse demosunu jazz vokalisti arayan A&R’a dinleten sevgili Tyler James’I de göz ardı etmeyelim. Amy Winehouse’un yakın okul arkadaşı Tyler James’in bu davranışı, biz müzik severlerin minnettar kalacağı bir centilmenlik örneği. Aksi takdirde Amy Winehouse, halen çalıştığı prodüktör Salaam Remi ile tanışamayacak ve “Frank” gibi bir ilk albüm çıkaramayacaktı.
“Frank”, R&B ve Jazz tarzlarının bir arada hissedildiği bir album. 1940’lı yıllardan günümüze dek Blues ve Jazz’ın sonsuz aşkına çöpçatanlık eden vokalleri dinlemekten keyif alanları şaşırtan yanıysa özgünlüğü. Bu özgünlük; kontralto vokal, alışılmamış şarkı sözleri ve kulağa usulüyle sorulan hip hop, soul ve pop “acaba”ları sayesinde ortaya çıkıyor. Böyle bir bütüne ancak doğal yollarla ulaşılabilir. Yani anahtar Amy Winehouse’un ta kendisidir.
Amy Winehouse’un etkilendiğine inanılan Billie Holiday tarafından da seslendirilen Isham Jones imzalı There Is No Greater Love ve Jimmy McHugh ilhamıyla James Moody’nin modunu yansıtan “Moody’s Mood For Love” Amy Winehouse’un ilk albümü “Frank”de yer alan cover çalışmalar. Albümdeki diğer 11 şarkıda Amy Winehouse’un yaratıcılığını görmeniz mümkün. “Fuck Me Pumps” ile Macy Gray, “October Song” ile Lauryn Hill’e yaklaşma ihtimaliniz söz konusu olsa da bu durumun bir “ilk album” yanılsaması olduğunu kendinize hatırlatmanızı öneririm. Ardından benim favorim olan “Amy Amy Amy”i dinleyerek kendinize gelebilir, “Stronger Than Me” ile az once sözünü ettiğim özgünlükle yeniden tanışma şansı yakalayabilirsiniz.
“Frank” albümü dönemiyle kafiyeli bir de “Blake” mevzuu var. “Back To Black” albümün ilham kaynağı olduğu aşikar olan bu adamın Amy Winehouse hayranlarınca el üstünde tutulması hayli normal. Kimdir bu Blake? 1978 doğumlu bir prodüksiyon insanı olması değil Amy Winehouse’u mor bir melankoli çiçeğine dönüştürebilmesiyle ünlü Amerikalı. Alameti fahrikası nedir bilinmez lakin Winehouse’un kalbinde adının yazıyor olması yeterince dikkat çekici. Londra sokaklarında defaen gözleri farklı yönlere şaşkınca bakarken fotoğraflanan Amy – Blake çifti düşe kalka dramatik aşklarını yaşayadursun ben yavaş yavaş “Back To Black”in siyah perdesini alkışlarla aralamaya başlayayım.
Amy Winehouse ismini Türkiye de tüm dünya gibi ikinci albümle öğrendi. Önce “Back to Black” duyuldu ve sevildi. Ardından o sesin çıktığı kadın arandı, bulundu ve izlendi. Zayıf, balon saçlı, dişleri aralık, ayakta zor duran, klişe “güzel” tanımına uymayan, tuhaf giyinen, “ne biçim kadın bu yahu” dedirten bir kadındı bu. Kimbilir adını ne zaman öğrendik? Türkiye’deki müzik dinleyicisiyle ilgili genellemeler yaparken realist davranmak en doğrusu. Müzikte iyiyle kötünün farkını “dinleyerek” anlayabileceğimizi öğrendiğimiz gün gelişmekte olan değil gelişmiş bir ülke olacağımıza dair inancım baki. Neyse ki iyi müziği destekleyenlerin sayısı her geçen gün artıyor. Örneğin; bu yaz Türkiye’ye Amy Winehouse gelebiliyor, Amy Winehouse ile ilgili dopdolu bir yazı yayımlanıyor, siz okuyor ve konserde hep birlikte seslendireceğimiz şarkılara koşarak yaklaşıyorsunuz.
“Back to Black” albümü Amy Winehouse’un tüm dünyada tanınmasını sağlayan ikinci ve en önemli albümü. Bu albümün fark yaratmasını sağlayan en önemli özelliğiyse albümde prodüktör olarak Mark Ronson’ın da imzasının bulunması. “Frank” albümüyle beklenenden daha az sayıda ödül alan ve müzik listelerindeki zirve ziyaretleri kısa süren Amy Winehouse, ikinci albümüyle Grammy, Brit ve MTV VMA de dahil olmak üzere yirminin üzerinde ödül aldı. Ayrıca “Back To Black” İngiltere’de (Birleşik Krallık) 2000’lerin en çok satan albümler sıralamasında üçüncü oldu. Robbie Williams, Christina Aguilera ve Macy Gray’le de prodüktör olarak işbirliği yapmış olan Mark Ronson, koltuğunu Salaam Remi ile Amy Winehouse gibi bir yetenek için paylaşınca başarı kaçınılmaz oluyor. Bu albümde, esas oğlan Black Fielder-Civil aşkının Amy Winehouse’daki etkileri öylesine yalın ve evrensel şekilde şarkı sözlerine yansıyor ki onları ezberlememek elde değil. Ayrıca albümün dikkat çeken bir diğer özelliğiyse Amy Winehouse’un kendine has bir tarz yaratıp, bu yeni tarzı müzik piyasasına hediye etmiş olması. Eğer Amy Winehouse dünyada “fenomen” olarak tanınabiliyorsa bunun nedeni ikinci ve son albümü “Back to Black”tir.
İlk kez Encyclopedia of Rhythm & Blues and Soul yazarı Sebastian Danchin’in kaleme aldığı “Amy Winehouse Fenomeni” kavramını müzik piyasasının geleceği için hazırlanmış bir pazarlama stratejisi olarak görenlerin sayısı da hayli fazla. Alışılmışın dışında müzik projelerinin hayatta kalması için itinayla hazırlanmış bir plan mı Amy Winehouse? sorusunun cevabıyla değil işe yarayıp yaramadığıyla ilgilenelim ve sayalım; Lily Allen, Lady Gaga, Adele, Duffy, Florence and The Machine. Saydığım sanatçı/grupların tümünde Amy Winehouse izlerini bulmanız mümkün. Buna ek olarak müzik eleştirmenlerine gore Amy Winehouse rüzgarı, 2000’li yıllarda İngiliz müzik piyasasının dünyadaki gelişimine ve yeniden alevlenmesine katkıda bulundu.
Rüzgar yaratabilme yeteneğine sahip Amy Winehouse’un yeni albümü ile ilgili gelen erteleme haberlerine ragmen içinde bulunduğumuz 2011 yılında sesini bir Tony Bennett projesinde duyacağımıza dair sözler verilmiş durumda. Öte yandan 2010 yılında piyasaya çıkan Quincy Jones Tribute Album’deki “It’s My Party” klasiğini de Amy Winehouse yorumuyla dinlemenizi öneriyorum. Konser öncesi Amy Winehouse ısınma turları için hazırlayacağınız playliste eklerseniz “bunu da biliyorum, hepsini biliyorum” moduna girebilir daha yüksek müzik sever puanı alırsınız.
Ne zamandan beri içinde kötü alışkanlıklar, olumsuz davranışlar ve çaresiz hayatlar olmayan bir Amy Winehouse yazısı okumuyorduk, iyi oldu! Ruhunuza hitap edenle aranıza başkalarını sokmamak konusunda özenli davranırsanız gerektiğinde ona tutunup iyileşebilirsiniz.