30 Kasım 2010 Salı
lock
Annem anlatır; küçükken beni bazen durup dururken sessizce ağlarken bulurlarmış. Hiçbir neden yokken hem de! Onlara göre… Nedenini sorduklarında “aklıma bir şey geldi de” dermişim. Bir süre sonra da geçermiş bu sancı. Sanırım bu hala devam ediyor. Nedenini anlamaya çalıştığımda kalabalıklarda beni anlayacak kimsenin olmadıdığını düşünmem, düşünmekten yorulmam veya benim anlatmaya gücüm olmadığından hiçbir şey paylaşamayacak olmam dolayısıyla hissettiğim bir kilit algılıyorum. (bu son cümlede n’oldu) Bu yüzden en umursamadığım insan bile konuşmasına “Sen biliyor musun ki” veya “aslında ben” diye başladığında büyük bir acıma duygusuyla pür dikkat dinlemeye başlıyorum kendisini. İçerlerimde bir yerde bir şeylere bir yanlış yapılmış ve o yanlışın yakınlarına temas eden herhangi bir gündelik olay yeniden aynı kilidi vuruyor gırtlağıma. İçimden en çok tekrar ettiğim cümleler hep “sen biliyor musun ki” diye başlayanlar oluyor, böyle anlarda. Şu anki farksa “mış gibi” davranıp gizlenmek. Gizlendiğim zamanlarda normal hayatına devam eden normal ben. kızgın bir hassaslık içinde oluyorum. Bir de en tuhafı şu; kırgınlığına sebep olan her neyse ondan çok keskince soğuyorsun. Rüzgarını bile istemiyorsun. 4 yaşındaki yeğenim doktorlardan nefret ediyor ve bu nefret korkudan geliyor. Geçende kafasını vurduğunda aniden pijamalarını giyip yattı ve yanına gidip “doktora gitmeliyiz” diyen herkese “konuyu kapatalım benim uykum var” diye tekrar etti. Delirmiş gibiydi ve bir yandan da katılarak ağlıyordu. İşte onun 25 yıl sonra başka bir sebeple aynı ruh haline gelip bu kez hiçbir şeyi yokmuş gibi yaşaması hali. Anlayacağın o kilit o kilit.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)