16 Şubat 2010 Salı
pembe bulut:)
Bugün bir muayeneye gittim, “çok iyisin sana psikoterapi öneriyoruz” dediler. Ben de cıkışta “postcards from italy” dinlemeye karar verdim. Şu anda dinliyorum. Ve tabii ki yazıyorum. Yaşadıklarımdan aldığım çok ders vardır eminim lakin aldığımı farkettiklerim bir hayli az. Karmaşıklıkların sonuçları gibi anlaşılması zor bir cümle oldu bu. Bir karar verdim. Kısa süre önce... İyi bir karar olduğuna emin olduğum gelecek zamanlı bir fiil çektim birinci tekil şahısta cümleyi kurdum. Şimdiyse şaşkınlıkla bu cümlemi duymuş ve içinden “nihayet!” demiş bir dünyayla başbaşayım. Öncesinde attığım adımlarda ne kadar basınca su fışkırtan kırık dökük kaldırım taşına bastıysam, sonrasında içimi hoplatan çiçeklerle donatılıyor yalın ayaklarım. İnce bir çizginin diğer yanına geçmek. Kendime küfretmekten helak olduğum zamanlar geçirdim. Ne kadar şükretsem de itiraf etmeliyim ki somurtuk suratımla yürüdüm yollarda. Çetrefilli yollarda... Durup bakana kadar etrafa, vakit bulamamıştım kendimi alkışlamaya ama insanın arada sadece kendinin duyacağı şekilde kendini alkışlaması gerekiyor... Ne güzel insanlar tanımışım kendimi anlatabilmişim, ne güzel gülümsemişim yakınlaşabilmişim, ne kötü insanlar tanımışım bana güzelin farkını anlatmışlar ve şükürler olsun ben anlayabilmişim. İtalya’dan mektup filan beklediğim yok ama gelmiş kadar sevinçliyim bazen. Öyle ki bak ben yazıyorum mektubu Roma’ya, belki de Lyon’a ya da Ürgüp’e... İlkokulda koroya seçilen 20 öğrencinin listesinin okunduğu sırada son okunan isim olmak gibi... Bu hiç başıma gelmemiş olsa da gelse sanırım böyle hissederdim... Ya da anahtarlıktan ilk seferinde kapıyı açan anahtarı seçebilmek gibi de olabilir... Meydan okuma, diş gösterme hepsi onlar yüzünden... Onlar nerdeler? Şimdilik gittiler. Öyle sakin bir nefes aldım ki içime pembe bir bulut kaçtı sanki. Biraz benle kalsa bari...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)